Sayfalar

Pazar, Mart 28, 2010

Elveda

Düşünürken yürümeyi seviyorum ya, bir de düşünürken seninle konuşur gibi yapmayı seviyorum. Yürürken konuşurken, bazen farketmiyorum bile ne kadar yürümüşüm. Gene öyle bir düşünme tuttu beni sabah sabah. Ben de anahtarlarımı aldım. Telefonu bıraktım, şimdi kimseyle konuşasım yok, dedim kendi kendime. Sen hariç tabi. Bir ceket kaptım ve çıktım.

Hava garipti biraz. Sanki yağacak ama karar verememiş gibi... Gene de yürüdüm. Düşündüm, taşındım. 

Bayadır yürüyorum aslında... Neredeyim kimbilir. Kafamı kaldırayım biraz, bakalım nerdeyim.

Duruyorum. Şaşkın. Heyecanlı.

Ama... imkansız... nasıl olur? 

Düşüne düşüne yürürken... 

Sana çıkmışım...

Oysa sen bu köşeyi döndükten sonra değildin sanki... ama işte büsbütün sana çıkmışım...

Önümde kocaman demirli kapı. Hani açmak için eğilmek zorunda kaldığın, kilidi bodur kendisi kocaman o demir kapı... O dar merdivenler... al işte ciddi ciddi sana çıkmışım...Ve kapının önünde o kedi...

Yok,olamaz bu.. Gözlerimi yumuyorum ister istemez. Yok, olamaz bu... Olamaz nasıl geldim ki buraya... Burnumda bir deniz kokusu, yağmur yagacak. Başımı eğiyorum kaldırıma, gözlerimi açıp yürüyorum hızlı hızlı...

Ve yağmur başlıyor, olanca gücüyle... Bir fırtına... Hep bana karşı vuruyor, tüm gücüyle, yüzüme yüzüme... Elimle korumaya çalışıyorum kendimi, adım atmaya çalışıyorum. Nereden çıktı bu fırtına? Sırılsıklamım üstelik, yağmur taneleri sanki delip geçiyor. Geri dönmeliyim, nasıl döneceğim? 

Alışıyorum neden sonra fırtınaya, hızlanıyor adımlarım... Düşünmeye başlıyorum tekrar istemsiz, elimi siper yapıp rüzgara karşı yürürken gene düşünmeye başlıyorum...

Ve öyle bir düşünüyorum ki bu sefer bu anlık deli fırtınanın dindiğini bile farketmiyorum. İnsanlar bana garip garip bakıyor haliyle, ortada olmayan bir rüzgara karşı yürüyorum. 

Hemen toparlanıyorum... Dar sokaktan, sıkışık evlerin arasından iniyorum. Deniz, yağmur, taze toprak kokuyor... Ve başka bir koku var... Tanıdık bu koku... Çok tanıdık... Ben buraya nasıl çıktım, sana, sonra denize nasıl çıktım?

Tedirginliğim geçiyor yavaş yavaş. Bir yanım mutlu çünkü. Nasıl oldu bilmiyorum ama oldu işte. 

Dibimden geçen arabanın kornasıyla irkiliyorum. Bekliyorum arabaların geçip gitmesini. Karşıya geçiyorum, denize doğru... Deniz, martılar... Bir vapur geçiyor ileriden yavaş yavaş...

Yorgun düşüyorum. Şaşkınım. Düşünürken yürümeyi ve seninle konuşmayı seviyorum. Ama artık düşünmüyorum. Artık düşünmüyorum, peki öyleyse bu ne? Ne oluyor? Nasıl oluyor?

Gördüğüm ilk banka atıyorum kendimi... Hala mantığı bırakmıyorum bir yandan...Denize nasıl geldim bu kadar kısa sürede? O kadar çok yürümüş olamam ki...

Ama asıl soru benim oraya nasıl geldiğim... Ne mantığı, ne zamanı... 

Aklımı kaçırıyor olabilirim belki... Aklımı mı kaçırıyorum? Şimdi gözümü yumsam gözlerimi açtığımda kendimi belki evin ilerisindeki parkta, surların üstünde bir bankta otururken bulacağım. Nasıl? Evet, en iyisi öyle yapmak, hayal bunlar gerçek olamaz, olamaz. 

Ama istemiyorum. Gözlerimi kapatmak istemiyorum. Geri gitmek istemiyorum. Burada kalmak istiyorum, deniz kokusu burnumda, mavisi ne güzel... ama ya gerçek değilse... O zaman... ya dönemezsem.... Dönmem gerekir mi? Dönmem gerekir mi? 

Gözlerimi kapatmalıyım. İstemiyorum.

Bu bir rüya, hayal gördüm, geçecek. İstemiyorum.

Gözlerimi açınca parkta bulacağım kendimi. İstemiyorum.

Bunu yapamam kendime. Gerçek değil bu.Ya gerçek buysa?

Olamaz, hayal görüyorum. Ya gerçek buysa?

Kapatıyorum gözlerimi. Hayır, hayır.

Gerçeğe dönmeliyim. Gerçeğime dönmeliyim.

Gidiyorum. Kalıyorum.

Elveda.

3 yorum:

éLLa dedi ki...

zaman zaman bana da oluyor böyle

CaNsuYu dedi ki...

gerçekliğimiz bizi mutlu edebildiği müddetçe bizim olarak kalsın, yok değilse kendimize yeni gerçekler edinelim, ne dersin ?

Kahve Güzeli dedi ki...

yeni gercekler edinme kilavuzu var midir?

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails