Oldurma çok revaçta,
Olmaksa öldürüyor.
Pranga gibi ayaklarda
Özgürlük süründürüyor.
Özgürlük ile anlaşmak
Zorlamayla olmuyor.
Hep pusuda cehalet,
Çatlakları kolluyor.
Olmuyor bu işler,
Zorla sevilmiyor.
Aidiyet insana
Doğuşta verilmiyor.
Orion'dan Sevgilerle...
Perşembe, Ekim 27, 2011
Perşembe, Ekim 20, 2011
Yeni Blog
Etiketler:
duyuru
Buradan beni takip edenler varsa diye sesleniyorum :
Bundan sonra makale ya da deneme şeklinde yazdığım yazıların hepsini ve yenilerini Sivri Köşe isimli yeni blogumda bulabilirsiniz. Son zamanlarda, özellikle güncel konularla ilgili yazma eğilimimden dolayı, benzeri tarzda yazılarımı bir blogda birleştirmeye karar verdim. İlk gruplamayı da Sivri Köşe ile yapıyorum.Bu blogda, sırf benim yazılarım değil, ünlü yazarların ve gazetecilerin yazılarından seçmeler de bulabileceksiniz.
Beklerim.
Bundan sonra makale ya da deneme şeklinde yazdığım yazıların hepsini ve yenilerini Sivri Köşe isimli yeni blogumda bulabilirsiniz. Son zamanlarda, özellikle güncel konularla ilgili yazma eğilimimden dolayı, benzeri tarzda yazılarımı bir blogda birleştirmeye karar verdim. İlk gruplamayı da Sivri Köşe ile yapıyorum.Bu blogda, sırf benim yazılarım değil, ünlü yazarların ve gazetecilerin yazılarından seçmeler de bulabileceksiniz.
Beklerim.
Cuma, Temmuz 15, 2011
Tarih ve tekerrür
Etiketler:
anlatı,
dene(me)me,
makale
Tarih tekerrürden ibarettir.
Beni en fazla ürküten cümlelerden biri olmuştur bu. Çünkü bu cümle deneyim, ders almak değil; çaresizlik, kadercilik demektir.
Hem ayrıca tarih tekerrürden ibaret de değildir.
Herhangi bir konunun geçmişini araştırdığınızda, güncel olaylarla ilgili benzerlikler yakalayabilirsiniz. Söz konusu olan, bir topluluğun tarihi ise, bu tip benzerlikler bulup çıkarmak daha kolaydır, değil mi?
Bunun çok basit bir nedeni var. İnsan toplulukları, zamana ayak uydursalar da, bulundukları yerin ve kökenlerinin getirdiği derin izler taşırlar. Bu toplulukların üstlerinden atamadıkları prangalar gibidir. İz silikleşse de ordadır, ve işler sarpa sardığında geçmişte varolan çözümlemelere gitmek ya da geçmişte yaşanmış olayları farkına varmadan, belki biraz da içgüdüsel olarak tekrar etmek, o kadar da zor birşey olmaz.
Ama bu demek değildir ki, her topluluğun kaderi çizilmiştir. Hayır.
İnsan toplulukları dinamiktir. Hiçbir adımımız bütünüyle öngörülemez.
Yine de tahminler yapılabilir. Tahminler topluluğun eğilimlerine hakim olmayı gerektirir.
Bu tahminlerin topluca yapılması, buna uygun yönlendirme programları hazırlanması ve bir şekilde topluluğa yeni eğilimler kazandırılmasına politika diyoruz.
Politikacılar bu açıdan bakıldığında, bir topluluğun varolan eğilimlerini güden çobanlardan başka birşey değildirler. Topluluğu bu şekilde bir uçurumdan aşağıya da sürebilirler, bir vahaya da çıkarabilirler. Burada benzetmenin acımasızlığı şu : Topluluk, bireylerinin oluşturduğu gönüllü sürülerdir. Bir sürüde yaşamak, sürünün çizgisine uymak ve hayatın için duyduğun endişeyi bu şekilde azaltmak, bir çeşit içgüdüdür ama uygulanan demokrasilerdeki vurdumduymazlık ve kendi geleceğini idare hakkını başkalarına emanet etme durumunu içgüdüyle açıklamak da mümkün değil. İnsan gibi bilince sahip canlılar ve bilincin bu anlamdaki tanımı konusundaki tartışmalar hala sürüyor; ama şu soruya bir yanıt verebiliriz : Bilinçli olarak hayatını idare etme kapasitesini sahip bir canlı, neden yaşam şeklinin başka bireylerce belirlenmesine izin verir?
Bu sorunun cevabı çok önemli. Aynı zamanda çok basit.
Modern insan meşgul insandır. Bilincini kullanması gereken alan sayısı çok fazladır. Sürü içerisindeki birey sayısı ve bireylerdeki farklılıklar çok fazladır. Pek çok modern insan için sürüde aktif görev alma ve hayatını sürdürmesi için gereken işleri yapma aynı anda olamayacak bir lükstür.
Modern yaşamın karmaşıklığı ve kalabalıklaşmadan doğan anlaşma zorlukları ‘Hadi ipleri birisine verelim, biz işimize bakalım’ dedirtir.
Bu mantıkla ortaya çıkan en ‘adil’ yönetim sistemine de ‘demokrasi’ diyoruz.
Peki neden ipleri kendimiz verip sonra da tasma çok sıkılınca şikayet ediyoruz?
Ve tarih tekerrür eder görünüyor. Çünkü bu temel soruna bir çözüm bulamıyoruz.
Çünkü ‘demokrasilerde çareler tükenir’. Bir nokta gelir ve nihayet özgürlüğün tanımı için bu kadar uğraşırken köleleşirsin.
Yollar çizilidir, özgürlükler belirlidir, tanımlıdır. Belirsizlik, bilmemek bireyi korkutur; sürü içinde kaybolmaksa rahatlatır. Güya demokrasiler bu belirsizlik ve kararsızlık, ‘instabilite’ durumunu ortadan kaldırmak içindir. Oysa demokrasinin kendisi çoğunluğun kaderini belirsiz bir şekilde birilerinin avucuna bırakması değil midir?
Demokrasi özgürlük müdür?
Demokrasi feragattır. Kendi hakkından sürü adına feragat. Bu öyle erdemli bir feragat da değil. Üşengeçlikten doğan bir feragat.
Tarih tekerrür eder görünür.
Aslında üzerinden geçtiğimiz hiçbir zaman noktası birbirinin aynı değil. Belki bir çoğumuz da farkında. İsimler, roller değişiyor. Ama aynı zamanda altta yatan benzerliklerin de farkındayız. Bu benzerlikleri çözüm yaratmak için değil, farklılıkları neredeyse tümden göz ardı edip eski deneyimlerinin sakat çözümlerine sarılmak, düşünmemek için kullanıyoruz.
Bu başlı başına garip bir ikilem değil mi? Benzerliklerden hareketle farklılıkları anlamak yerine, benzerlikleri farklılıkları yok etmek için kullanmak.... Bu delilik değil mi?
Hayat farklılıklardan beslenmiyor mu?
Bu kadar mı körüz?
Beni en fazla ürküten cümlelerden biri olmuştur bu. Çünkü bu cümle deneyim, ders almak değil; çaresizlik, kadercilik demektir.
Hem ayrıca tarih tekerrürden ibaret de değildir.
Herhangi bir konunun geçmişini araştırdığınızda, güncel olaylarla ilgili benzerlikler yakalayabilirsiniz. Söz konusu olan, bir topluluğun tarihi ise, bu tip benzerlikler bulup çıkarmak daha kolaydır, değil mi?
Bunun çok basit bir nedeni var. İnsan toplulukları, zamana ayak uydursalar da, bulundukları yerin ve kökenlerinin getirdiği derin izler taşırlar. Bu toplulukların üstlerinden atamadıkları prangalar gibidir. İz silikleşse de ordadır, ve işler sarpa sardığında geçmişte varolan çözümlemelere gitmek ya da geçmişte yaşanmış olayları farkına varmadan, belki biraz da içgüdüsel olarak tekrar etmek, o kadar da zor birşey olmaz.
Ama bu demek değildir ki, her topluluğun kaderi çizilmiştir. Hayır.
İnsan toplulukları dinamiktir. Hiçbir adımımız bütünüyle öngörülemez.
Yine de tahminler yapılabilir. Tahminler topluluğun eğilimlerine hakim olmayı gerektirir.
Bu tahminlerin topluca yapılması, buna uygun yönlendirme programları hazırlanması ve bir şekilde topluluğa yeni eğilimler kazandırılmasına politika diyoruz.
Politikacılar bu açıdan bakıldığında, bir topluluğun varolan eğilimlerini güden çobanlardan başka birşey değildirler. Topluluğu bu şekilde bir uçurumdan aşağıya da sürebilirler, bir vahaya da çıkarabilirler. Burada benzetmenin acımasızlığı şu : Topluluk, bireylerinin oluşturduğu gönüllü sürülerdir. Bir sürüde yaşamak, sürünün çizgisine uymak ve hayatın için duyduğun endişeyi bu şekilde azaltmak, bir çeşit içgüdüdür ama uygulanan demokrasilerdeki vurdumduymazlık ve kendi geleceğini idare hakkını başkalarına emanet etme durumunu içgüdüyle açıklamak da mümkün değil. İnsan gibi bilince sahip canlılar ve bilincin bu anlamdaki tanımı konusundaki tartışmalar hala sürüyor; ama şu soruya bir yanıt verebiliriz : Bilinçli olarak hayatını idare etme kapasitesini sahip bir canlı, neden yaşam şeklinin başka bireylerce belirlenmesine izin verir?
Bu sorunun cevabı çok önemli. Aynı zamanda çok basit.
Modern insan meşgul insandır. Bilincini kullanması gereken alan sayısı çok fazladır. Sürü içerisindeki birey sayısı ve bireylerdeki farklılıklar çok fazladır. Pek çok modern insan için sürüde aktif görev alma ve hayatını sürdürmesi için gereken işleri yapma aynı anda olamayacak bir lükstür.
Modern yaşamın karmaşıklığı ve kalabalıklaşmadan doğan anlaşma zorlukları ‘Hadi ipleri birisine verelim, biz işimize bakalım’ dedirtir.
Bu mantıkla ortaya çıkan en ‘adil’ yönetim sistemine de ‘demokrasi’ diyoruz.
Peki neden ipleri kendimiz verip sonra da tasma çok sıkılınca şikayet ediyoruz?
Ve tarih tekerrür eder görünüyor. Çünkü bu temel soruna bir çözüm bulamıyoruz.
Çünkü ‘demokrasilerde çareler tükenir’. Bir nokta gelir ve nihayet özgürlüğün tanımı için bu kadar uğraşırken köleleşirsin.
Yollar çizilidir, özgürlükler belirlidir, tanımlıdır. Belirsizlik, bilmemek bireyi korkutur; sürü içinde kaybolmaksa rahatlatır. Güya demokrasiler bu belirsizlik ve kararsızlık, ‘instabilite’ durumunu ortadan kaldırmak içindir. Oysa demokrasinin kendisi çoğunluğun kaderini belirsiz bir şekilde birilerinin avucuna bırakması değil midir?
Demokrasi özgürlük müdür?
Demokrasi feragattır. Kendi hakkından sürü adına feragat. Bu öyle erdemli bir feragat da değil. Üşengeçlikten doğan bir feragat.
Tarih tekerrür eder görünür.
Aslında üzerinden geçtiğimiz hiçbir zaman noktası birbirinin aynı değil. Belki bir çoğumuz da farkında. İsimler, roller değişiyor. Ama aynı zamanda altta yatan benzerliklerin de farkındayız. Bu benzerlikleri çözüm yaratmak için değil, farklılıkları neredeyse tümden göz ardı edip eski deneyimlerinin sakat çözümlerine sarılmak, düşünmemek için kullanıyoruz.
Bu başlı başına garip bir ikilem değil mi? Benzerliklerden hareketle farklılıkları anlamak yerine, benzerlikleri farklılıkları yok etmek için kullanmak.... Bu delilik değil mi?
Hayat farklılıklardan beslenmiyor mu?
Bu kadar mı körüz?
Perşembe, Temmuz 07, 2011
Sustur
Etiketler:
şiirimsi
Sustur onu artık.
Bir nefes, bir yudum.
Ve sustur onu.
Sesler değil delilik,
Renkler, hareketler değil.
Sessizlik,
Tepkisizlik delilik.
Ama sen sustur onu artık.
Yeter bu düşüncenin
Savaş hali.
Barış da umut da
Kutsal umursamazlıkta.
Hadi sustur onu artık.
Ve boğazlasın herkes birbirini.
Kessin her söz diğerini.
Anlamsızlık hüküm sürsün,
Recm edilsin us cahil elinde.
Sustur onu artık,
Kutsal umursamazlığınla
Kabuğuna çekilsin ruhun.
Anlatamamak değil delilik,
Anlamamak.
O zaman bırak artık
Kopsun fırtına kopacaksa.
Herşey bitene kadar
Kapa gözlerini.
Sustur onu artık.
Rüzgarlar sarana dek
Son ve daima,
Sustur onu artık.
Bir nefes, bir yudum.
Ve sustur onu.
Sesler değil delilik,
Renkler, hareketler değil.
Sessizlik,
Tepkisizlik delilik.
Ama sen sustur onu artık.
Yeter bu düşüncenin
Savaş hali.
Barış da umut da
Kutsal umursamazlıkta.
Hadi sustur onu artık.
Ve boğazlasın herkes birbirini.
Kessin her söz diğerini.
Anlamsızlık hüküm sürsün,
Recm edilsin us cahil elinde.
Sustur onu artık,
Kutsal umursamazlığınla
Kabuğuna çekilsin ruhun.
Anlatamamak değil delilik,
Anlamamak.
O zaman bırak artık
Kopsun fırtına kopacaksa.
Herşey bitene kadar
Kapa gözlerini.
Sustur onu artık.
Rüzgarlar sarana dek
Son ve daima,
Sustur onu artık.
Pazartesi, Haziran 13, 2011
Benimle susar mısın?
Etiketler:
şiirimsi
Sus istiyorum.
Konuşma.
Sessizlik ne kadar çok şey anlatıyor, farkında değilsin.
Herkes çok ama az olmak ne kadar değerli, farkında değilsin.
Herkes çok zeki ama aptallık ne kadar önemli, farkında değilsin.
Bana sadece bakabileceksen, gülümseyip elimi tutabileceksen,otur yanımda.
Sadece susabileceksek karşılıklı, gitme, bir ömür kal istersen.
Ama evrende bilmediğin nokta kalmadıysa, senin burada ne işin var?
Senlerden sen seçmemi bekliyorsan, bak kapı orada.
Elimde hiç ben kalmamış, umrumda da değil üstelik.
Ben bile bana fazlayım.
Hadi, gerek yok tüm bu saçma sapan oyunlara.
Şimdi sus. Konuşsak da anlatamıyoruz ki zaten.
Yaz, çiz, patlat kendini, ama konuşma.
Tut kendini. Asıl zor olan susmak.
Gerisi fasarya.
Konuşma.
Sessizlik ne kadar çok şey anlatıyor, farkında değilsin.
Herkes çok ama az olmak ne kadar değerli, farkında değilsin.
Herkes çok zeki ama aptallık ne kadar önemli, farkında değilsin.
Bana sadece bakabileceksen, gülümseyip elimi tutabileceksen,otur yanımda.
Sadece susabileceksek karşılıklı, gitme, bir ömür kal istersen.
Ama evrende bilmediğin nokta kalmadıysa, senin burada ne işin var?
Senlerden sen seçmemi bekliyorsan, bak kapı orada.
Elimde hiç ben kalmamış, umrumda da değil üstelik.
Ben bile bana fazlayım.
Hadi, gerek yok tüm bu saçma sapan oyunlara.
Şimdi sus. Konuşsak da anlatamıyoruz ki zaten.
Yaz, çiz, patlat kendini, ama konuşma.
Tut kendini. Asıl zor olan susmak.
Gerisi fasarya.
Salı, Mayıs 17, 2011
Hükümsüz
Etiketler:
şiirimsi
Sana dokunduğumda,
Ellerim geçti sanki
Derinden içeri.
Bir boşluk vardı
Kalbinin olması gereken yerde
Bir kara delik.
Sana dokunduğumda,
Bilmiyordum aklından geçenleri,
Aramızdaki mesafeyi.
Bir boşluk vardı
Bakışlarında, gülüşünde, dokunuşunda,
Bir kara delik.
Sana dokunduğumda
Avutamadım kendimi ve yok oldu
Yaralı umutlarım ve kırık hayallerim.
Bir boşluk buldum,
Tanıdık ve sessiz, ama soğuk
Bir kara delik.
Kendimi en son
Bir kara delikte kaybettim.
Hükümsüzdür.
Ellerim geçti sanki
Derinden içeri.
Bir boşluk vardı
Kalbinin olması gereken yerde
Bir kara delik.
Sana dokunduğumda,
Bilmiyordum aklından geçenleri,
Aramızdaki mesafeyi.
Bir boşluk vardı
Bakışlarında, gülüşünde, dokunuşunda,
Bir kara delik.
Sana dokunduğumda
Avutamadım kendimi ve yok oldu
Yaralı umutlarım ve kırık hayallerim.
Bir boşluk buldum,
Tanıdık ve sessiz, ama soğuk
Bir kara delik.
Kendimi en son
Bir kara delikte kaybettim.
Hükümsüzdür.
Pazartesi, Nisan 04, 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)