Sayfalar

Xealon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Xealon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

Xealon Günlükleri -- Bölüm: Buospota -- Rei Xen'de Tutuklama(3-5)

Serinin onceki bolumleri :
Xealon Günlükleri -- Bölüm: Buospota -- Buluşma (1-2)
Xealon Günlükleri -- Bölüm: Buospota -- Buluşma (3-4)
Xealon Günlükleri -- Bölüm: Buospota -- Rei Xen'de Tutuklama(1-2)

3.Bağlantı
Krallık'ın baş gezegeni Rei Xen'in merkez şehri, Vier Set, sulak ve yeşil güney yarımküresinde, Doğu Denizi'nin kıyılarından çok az içerideydi. Burada halk özel kubbelerle çevrilmiş bölüm dışında özel bir maskeyle dolaşmak zorundaydı, çünkü güney yarımkürede adım atılan her yer aslında bir bakıma canlıydı, yüzey çeşit çeşit bitki ve böcekle kaynıyordu. Nitrat yağmurlarıyla beslenen ve sadece bu bölgeye has devasa bitkilerin saldığı gazlar, bu minik gezegenin güneyindeki çoğu yerde hatta denizin üstünde bile ince bir sisin hiç dağılamadan kalmasına neden oluyordu.

Rei Xen tüm Krallık'taki en yaşanılacak yer olmayabilirdi, aslında Choiree'nin üzerinde olduğu Yuthein gezegeni Rei Xen'den kat kat daha yaşanılabilir ve daha büyük bir gezegendi. Ama Rei Xen'de yaşanılabilir alanların azlığından dolayı bilinmeyen kontrol edilemeyen tek bir köşe bile yoktu. Ayrıca efsanelere göre Krallık'ı kuran insanların indiği ilk şehirdi burası. Somurgeci Gerite İmparatorluğu'nun işgal ettiği, yağmaladığı kendi gezegenlerinden kaçmış, ve saklanmak için burayı seçmişlerdi. Gezegenlerinden kaçırabildikleri silahlari ile kendilerini attiklari bu siginakta, zaten yavas yavas catirdayan İmparatorluğun çökmesini beklerken kendi yaşama alanlarını , katı dinlerini ve kültürlerini yaratmışlardı. İmparatorluğun çökmesiyle de yakınlardaki gezegenlere yavaş yavaş yayilmaya başlamislardi. İmparatorluk yakın bölgedeki tüm güçlü gezegenleri, birlikleri yerle bir etmişti, kaçan bir iki klan da ya Ghumaszlar gibi göçebe olmuşlar ya da İmparatorluk'un korkusundan savunmalarını geliştirmeye fırsat bulamadan dağılmışlardı. Rei Xen'e adını veren Rei-Zhuang'lar ise uzun zaman planladıkları kaçışları sırasında ve sonrasında ellerindeki silahları korumayı ve geliştirmeyi başarmışlardı. Rei-Zhuang'ların etraflarında minik gezegenlere yayılmaları bu yüzden hiç de zor olmadı. Kendi kültürlerini ve dinlerini ele geçirdikleri dağınık klanlara kabul ettirdiler ve dörtyuz yıllık Krallık'ın kurulma sürecini başlattılar.

Rei Xen'de Rei-Zhuang dini en saf ve en katı halini korusa da geçen zamanda diğer gezegenlerdeki inanış ve kültür yuzyillar icinde degisime ugramisti. Rei-Zhuang'lar dinleri Kateran'i, ozgurlukcu ve aydinlatici olarak tanimlasalar da sartsiz ozgurluk olarak tanimladiklari bireysel haklar sadece "erdemlilere" yani krallik hanedanina aitti. Aslinda ozgurluk anlayislari yonetilenler icin bir illuzyondan baska birsey degildi: Kral'a itaat etmenin insanin ruhunu ozgurlestirecegini, kayitsiz sartsiz inancin ruhu temizleyecegini anlatiyordu Kateran. Insan icinde karanligin tohumuyla dogardi ve ancak Kateran bu tohumu baskilayabilir, ruhtaki karanligin once bireyi sonra Krallik'i ele gecirmesinini engelleyebilirdi. Bebekler iki yasina kadar ruhsuz ve karanlik kabul edilirlerdi bu yuzden ruhun geldigi zaman bedenin hazir olmasi icin Krallik sakinleri bebekliklerinden itibaren kati ve hatta bazen vahsi Kateran rituellerinden gecmek zorundalardi. Bebekliklerinden itibaren beyinlerine kazinan bu kurallardan silkinmeleri elbette cok zordu ama basta Rei Xen olmak uzere pekcok gezegende, varolan yasam tarzindan memnun olduklari icin dini en saf haliyle uyguluyorlardi. Ama Ghumaszlar gibi bazi kabileler kendi geleneklerine tam tamina zit bu dine sonuna kadar direnmis hatta ufak ic savaslara kadar goturmuslerdi bu direnislerini. Krallik gocebelere deger vermiyordu, onlarin dinsiz sayilmasi da Krallik'in geri kalanina otorite saglamakta sorun cikarmayacakti, hatta bu sayede Ghumasz'lar Kateran etkisindeki halk tarafindan her zaman dislanmis ve asagilanmisti. Ghumaszlarin bir kisminin yerlesik hayata gecmesi Kral'lari endiselendirmeye baslasa da Io-Ghumasz'larin birgun kendilerine tehdit edecek kadar guclenemeyeceklerini ve hayatta kalmak icin onlarin korumasina ihtiyac duyduklarini dusunuyorlardi. Bu yuzden, Io-Ghumasz'lardan Thoux ve Yanniz gibi etki alanlari genis isimler ciksa da onlari kucuk gormeye devam etmis ve hanedan ici komplolara daha fazla onem vermislerdi.

Kateran'in yazilmamis yasalari olusturdugu Krallik'ta en guclu kisi de dini elinde tutan Pholem'lerdi. Pholem'ler, kendilerinden onceki Pholem'lerin ruhlarina bakmasiyla seçilen ve ozel egitimlerini ve zorlu rituelleri basariyla tamamlamis prenseslerdi. Onlar Kral'ın dahi çekineceği büyücülerdi. Kateran'in en saf haline zorlu egitimlerinden sonra vardiklari ve boylece sonsuz bir icgoru kazandiklari soylenirdi. Elbette bunun dogrulugunu kanitlayabilecek hicbir sey yoktu, cunku Pholem'leri gormek hatta onlar hakkinda konusmak dahi yasakti. Buospota'nın getirdiği Yeni Düzen'den ellialtı yıl önce gerçekleşen Syrnaon saldırısına kadar politikayla hiç ilgilenmiyormuş gibi görünüp, konumlarının sessiz ve pasif bir dini liderlik olduğu izlenimini vermislerdi Pholem'ler - sırf Krallık'a değil, Krallık'ı zengin kaynaklarından dolayı ağızları sulanarak izleyen sinsi komşularına da.

Durumun farkında olan çok az kişi vardı. Yaklaşan tehlikenin, kaosun farkında olan çok az insan vardı. Bunların en önemlisi de kuşkusuz Kulrth'di. Unlu tarih arastirmalarinin cok az kişiye açıkladığı cekirdeginde Krallik'in yakin gelecegine dair dort senaryo ve bunlarin da temelinde yatan Sessizlik Kurami vardi. Bu kaosun nasıl sonlanabileceğini adim adim goruyor ve acikliyordu Kulrth. Elbette bunda Thoux ve Alrosthei'ın da katkıları büyüktü. Ve elbette bu yüzden Buospota'nın getirdiği Yeni Düzen, onun öngörüleri olmasaydı sadece imkansız bir hayal olarak kalabilirdi.

4.
Krallık'ın çift güneşleri Vier Set'in kubbeleri üzerinden batarken Tia-tia-chen tapınağının köşesinde siyahlar içinde bir figür belirdi. Tapınak, içiçe halkalar şeklinde inşa edilmiş surlarla kaplı şehrin ancak özel izinlerle girilebilen merkeze yakın üç halkasının en dışta olanında, Thimu kapısının hemen yanındaydı. İçteki bölümlerde yaşayan çok az kişi vardı, ve bunların hemen hepsi de ya son hanedan Rei-Zhuang-Mie'yle üçüncü yada daha fazla derecelerden kan bağı olan kişilerdi ya da özel izinle orada bulunan ziyaretçiler ve Krallık bürokratlarıydı. Krallık'ın üst kadro bürokratları ve ikinci dereceden hanedan üyeleri en iç iki halkanın arasında kalan bölümdeki evlerde yaşarlardı. Merkezde ise kendi başına tüm şehrin onda biri büyüklüğündeki Chala-Set sarayı vardı. Kral, Pholem, birinci dereceden tüm hanedan üyeleri bu sarayda hizmetkarlarıyla birlikte yaşıyorlardı.

Şehrin en iç üç bölümünde devlete ve Pholem'lere ait tüm yapılar kutsal sayılırdı ve buradaki tüm tapınaklar doğrudan ve sadece Pholem'e aitti. Kral dahi Bas Pholem'in izni olmaksızın bu tapınaklara adım atamazdı. Tia-tia-chen ise bu bölgedeki en görkemli, en güzel tapınaktı.

Devasa tapınağın basamaklarindaki heykellerden biri gibi duran siyah figür ortalığın daha da kararması ve şehri saran kubbenin parlayarak şehri Choiree'inin ayları gibi aydınlatmasıyla hareketlendi. Dikkat çekmeden ara sokaklardan ilerleyerek bir sonraki kapı Theru'ya geldi. Kapıdaki bekçiler kartını kontrol ettikten sonra geçmesi için işaret ettiler. Ardından en az Tia-tia-chen kadar görkemli olan iç surun granit kapısı yavaş yavaş kapanmaya başladı. Kapı yarın gün doğarken açılana kadar kimse içeriye giremez yada dışarıya çıkamazdı.

Şehrin bu kısmı, yada dıştaki halkalarda yaşayanların deyimiyle "Titu* Evleri" Kral'ın üst düzey bürokrat sayısını azaltması, çoğunu kovması, öldürtmesi ve çoğu yakın akrabasını da sürmesi nedeniyle neredeyse hayalet bir kasaba görünümdeydi. Bir zamanlar KRallık'ın en zenginlerinin yaşadığı her halinden belli olan görkemli evlerin arasından siluet, yavaş yavaş Resmi Kütüphane'nin arka kapısına doğru ilerledi. İlerlerken de on yil oncesine kadar tituları ile dolup taşan bu sokaklara son Kral paranoyak Zhuan-Ta ile yerlesmiş korkuyu ve nedenlerini düşünüyordu. Dairenin merkezine doğru bencillik ve körlük artıyor olmalı diye düşündü kendi kendine. İktidardakiler ve onların çevresindekiler nasıl bu kadar kör ve bilinçsiz olabilirdi? Onlar kim kime üstün olacak yarışındalarken komşu sistemler bir ikora* kaplanı gibi Krallık'a saldırmak için fırsat kolluyorlardı.

Siluet bu bölgedeki en eski ve yıkık dökük evin önüne gelince durdu. İleride Kütüphane'nin arka kapısı artık çok net seçiliyordu. Siluet evin yıkık kapısının gölgesine doğru çekildi ve evin bahçesine doğru baktı. Burası eskiden Krallık'ın en saygın adamlarından biri olan, diğer sistemlere de zekası ve teorileri ile ün salmış matematikçi Esere Yanniz'e aitti. Kral'in bas egitim danismani olan Yanniz, gecen sene Krallik'in en uzak ucundaki Barakk'ta cikan ve bir katliamla sonuclanan isyanda Barakk'in yaninda yer almis, oradaki halkin agir vergiler altinda cok fakirlestigini, ozerklik taninan tuccarlarin halka urettigi madenler icin degerinin cok altinda odeme yaptigini, bu yuzden de tuccarlarin tuttugu ajanlarin onlari devlete karsi kolayca kiskirttigini yani asil sorunun tuccarlar oldugunu anlatmaya calismis ama Kral, tuccarlarin besledigi dalkavuklarini dinlemis ve Barakk'larin neredeyse kokunu kazidiktan sonra isyani cikartan kisi olarak da Yanniz'i ilan etmis ve oldurtmustu. Bir sene icerisinde bosalan madenlere ve tarim alanlarina tuccarlar minik koloniler kurmus ve Barakk'larin guya toz duman ettigi yerleri onarma bahanesiyle vergi odemeden buralari somurmeye baslamislardi. Kara siluet, Rei Xen'de tanik oldugu yobazliga, acgozluluge ve vahsilige bir kez daha lanet okudu ve altın kaplaması soyulan kapıya koydu sağ elini. Sonra kaybedilen eski bir dostu andığını göstermek için sol yumruğunun tersini önce kalbine sonra alnına vurdu.

"Seni unutmayacağım eski dostum. Ailen güvende. Karanlık uzayda ruhun yıldız tozu gibi parlasın, seni unutmayacağım. " diye mırıldandı siluet.

Kapının gölgesinden çıkıp sessiz kütüphaneye doğru ilerlerken sol yumruğu hala sıkılıydı. Kütüphaneye yaklaştığında kendi kendine "Ikiz guneslerin alevi bizimle olsun, intikamın alınacak" diye mırıldandı. Sessizce bekçi kulubesine yaklaştı, etrafa çabucak bir göz gezdirdi ve içeri süzüldü.

5.
Bu derin siyah gölge Alrosthei'dan baskaşı değildi. Bekçilerden biri onun içeri girdiğini görünce hiç konuşmadan yerinden kalktı ve yabancıya masanın altındaki bir mikrofonu işaret etti. Diğer bekçi bilgisayar ekranlarından birinden akan garip işaretlerle dolu iki satırı kontrol ediyor ve içlerinde farklı olanları yüksek sesle söylüyordu. Mikrofon ana kapıdaki bekçi kulübesine farklılıkları yani kütüphanenin resmi ilan bölümünde yerleri değiştirilen bazı dosyaları iletiyordu. Alrosthei hiç ses çıkarmadan diğer bekçiyi kulübenin arkasına doğru izledi. Kulübenin arkasındaki bir kapıdan geçip dik merdivenlerden aşağıya doğru inmeye başladılar. Bu merdivenler sadece bekçilerin kontrol turları için kullandıkları bir koridora açılıyordu. Bu saatte koridorda hiç kimse dolanmıyordu, yani Alrosthei buradan iç koridorlara geçene kadar kimseyle karşılaşmayacaktı. İç koridorlar, Resmi Kütüphane'nin tam altındaydılar ve binanın içinde yer aldıkları ve bina da bu bölgedeki Krallık'a ve Pholem'e ait her yapı gibi kutsal sayıldığı için hiçbir ileri teknoloji güvenlik sistemiyle korunmuyorlardı. İç koridorlarda dövüş sanatlarında uzmanlaşmış bir grup koruma dolanıp duruyordu. Bu iç koridorlar, üst katlardaki kütüphaneye geçmek için tek yoldu. Korumaların binanın üst katlarına çıkması ve silah taşımaları da yasaktı. Yani aslında bir kez kendini koruyabileceği bir silahla içeri girdi mi, herhangi biri kolaylıkla bu iç koridorlardan üst katlara geçebilir ve rahatça dolaşabilirdi. Ama Alrosthei içeri girmesinde ona yardım eden bekçilere sorun çıkarmamak için yanına içbir silah almamıştı. Silahlı olması, ona gerçek amacını bilmeden yardım eden bekçilerin şüphelenmesine yol açabilirdi. Bekçiler onun silahlı olmasına aldırmasa dahi, korumalardan biriyle karşılaşması halinde silahı kullanması, hatta silahlı yada silahsız bu fanatik Krallık korumalarından birine görünmesi onun girişinden sorumlu tutulacak bekçilerin ölüm cezası almasına neden olabilirdi.

Arkadaşları ona hangi saatlerde hangi korumanın hangi koridorda olacağını söylemişlerdi. Böylece Alrosthei tehlikesizce koridorlardan geçebilecekti. Her korumanın sadece dış bekçilerin bildiği ve her gün değişen belirli bir kontrol patikası vardı. Labirenti andıran iç koridorlarda kendilerine ait kesişmeyen yollarda kendilerine söylenen hızlarda ilerliyor, ve saat başı rapor veriyorlardi. Bunu pekala robotlar da yapabilirdi ama Krallık robotlara bu özel yetiştirilmiş, beyinleri yeniden programlanmış korumalar kadar güvenmiyordu.

Alrosthei başıyla teşekkür ettiğini anlatan bir işare yaptı ve bekçi gözden kayboldu. Tam 48 dakika sonra bekçi bu kapıyı tekrar açacaktı. Bundan on dakika kadar sonra da bölgedeki kutsal binaları iki saate bir yaptıkları turlarla kontrol eden korumalar bekçi kulübesine geleceklerdi ve sonra da arkadaşları yerlerini gece bekçilerine bırakacaklardı. Hiç bir aksilik olmamalı ve bu devasa kütüphanede ne istediğini bir an önce bulup kopyalayıp geri dönmeliydi. Yoksa arkadaşları yirmi saat sonra geri gelene kadar kimseye yakalanmadan kütüphanede beklemesi gerekecekti.

Derin bir nefes alıp koridorda kendisine tarif edilen yolda ilerlemeye başladı.

Alrosthei'ın kemerindeki saat geriye doğru sayarken, onun dostunu andığı kapının önünde bir karaltı belirdi. Karaltı uçuyor gibi ilerliyordu sokakta, çok hızlı ve çok sessiz. Bekçi kulübesinin tam karşısına geldiğinde karaltı durdu ve iki tane kırmızı göz belirdi. Karanlıkta ancak hareket ettiğinde farkedilebilecek bu garip yaratık, Syrnaon tiranlarinin verdigi komutlarla uzun zamandır Alrosthei'yı izliyordu. Yaratık yolun karşısına doğru süzüldü ve gölgeler içinde gizlenmeye başladı. Bu sefer avını kaçırmayacaktı.

*Titu, Vier Set agzinda zuppe demektir.
*İkora kaplanı iki ayağı üzerinde yükseldiğinde üç insan boyuna ulaşabilen, metalik bir zırhı andıran sert gri bir derisi olan ve cüssesinden tahmin edilemeyecek kadar yüksek bir hıza sahip bir kaplandır. Krallık'ta bilinen en büyük vahşi hayvandır, sadece Rei Xen'de görülür. Genellikle pusu kurarak saldırır. Acıkmadığı zaman da zevk için avlanır ama acıktığı zaman kırmızıya dönüşen derisinden çıkan dikenler, irileşen ve hassaslaşan gözleri, artan hızı ve ayaklarından çıkan sivri pençeleriyle bölgenin en korkunç canavarına dönüşür.

Pazar, Mayıs 18, 2008

Xealon Günlükleri -- Bölüm: Buospota -- Rei Xen'de Tutuklama(1-2)

Rei Xen’de Tutuklanma

Krallık son yıllarda, yönetici grup kendi rahatlarından başka bir şey düşünmediği ve son derece tutucu ve içi boş bir kurallar dizisini Krallık’ın resmi felsefesi ilan ettikleri için, komşu sistemlerdeki gelişmelere ilgi göstermemiş,Krallık içinden gelen tepkiler de susturulmuştu. Bir yıl kadar önce toplanan Evrensel Barış Konseyi’nde Krallık’ın küçük görülmesi ve komşu sistemlerin artan saygınlıklarıyla ticari öncelikler kazanmaları Kral’ı huzursuz etmeseydi, her şey aynen devam edecekti. Kral, kendisine kan bağıyla bağlı yönetici grupta aslında kuralları koyan tek kişiydi. Bu yüzden etkilere çok açıktı, gücünü kaybetme korkusu ile de gittikçe paranoyaklaşıyordu. Kendisinden önceki kralların tarihinde onu tedirgin edecek bir olay olmasa bile, zamanın değiştiğinin az çok farkına varabiliyor ve çevresindekilerin eskiden çok umursamadıkları diğer sistemlerin artan gücünden dolayı ona ihanet edeceklerini düşünüyordu. Paranoyaklığı Krallık’ta casusların yakalanması ile daha da arttı. Eskiden önemsenmeyen bu ufak sistem, belli ki nüfusları da güçleri gibi hızla artan komşuları tarafından ideal bir sömürge olarak görülmeye başlanmıştı. Zayıftılar, savunmaları zayıftı, yönetim kabiliyetleri zayıftı. Krallık’ta yeni yeni ortaya çıkan tüccar grubu Kral’ın endişelerinden faydalanıp güçlenmeye başladılar. Ona diğer sistemler hakkında bilgi getirmek hatta gerekirse yeni teknolojiler hakkında bilgi aşırmak karşılığında hareketlerinde serbestlik kazandılar. Başlarına buyruk davranmaya başladılar. Bu sırada, Kral da bilim adamlarından güvendiklerini etrafında topluyor, onlardan ne yapmak gerektiğini öğrenmeye çalışıyordu. Ama kendi banazlığı, ve çevresinin tutuculuğu yine de gelişmeye engel oluyordu.

Thoux, dildeki ustalığı ve kurnazlığı sayesinde Kral’a en yakın bilim adamı haline gelmeyi başardı. Danışmanlarının hoşuna gitmese de Kral’ın aklına girip yeni projeler başlatmayı bile başardı. Elbette bunlar hiç kolay olmuyordu.Thoux’un aslında tek yaptığı Kral’ı çok iyi gözlemlemek, korkularını fark etmek ve onların üzerine gitmekti. Yine de ilerleme çok yavaştı. Zaman geçtikçe, Başgezegen Rei Xen’de, Krallık’ın güç kaybettiği daha çok konuşulur oldu. Kral’a güven azalıyor, yolsuzluk söylentileri artıyordu. Rei Xen hızla karışmaya, tam bir kaos ortamına sürüklenmeye başladı.

1.

Alrosthei Szowre beklediğinden iyi ağırlanıyordu Tuscan İdari Hapishanesi’nde.

Ortalık karışmaya başlayınca,Thoux ona Xealon’a dönmesinin iyi olacağını haber vermişti. Ama dönmeden önce yapması gereken son bir görev vardı. Alros, Thoux’un Rei Xen’deki sağ kolu ve Kral’ın yanında hızla parlamasının arkasında yatan en önemli sırdı. Rei Xen’de olan bitenleri ve Yönetici Grup’la ilgili tüm haberleri ona Alros iletiyordu. Alros ve Thoux kartlarını akıllıca oynamışlar, ve Alros’un Rei Xen’deki bilim çevresinde sözü geçen, ve yönetici grubun danışmanları üzerinde de etkisi olan bir isim olmasını sağlamışlardı. Alros, Thoux’dan son görevi ile ilgili mesajı aldığında, bunun hapishanede sonlanacağını anlamıştı ama yine de yapmıştı yapması gerekeni.

Thoux’un gönderdiği mesaj çok açıktı. Thoux, ondan Tuscan İletişim Akademisi’nde sadece konsey yetkililerinin girebildiği, Krallık Sinyal Protokolleri’nin de saklandığı Resmi Kütüphane’den Syrnaon klanı ile Threne ve Kreotia sistemleri için resmi bağlantı kodlarını ve 1 yıl öncesinden 4 ay öncesine kadar yapılan görüşmeler arasından bazı anahtar kelimeleri içerenleri kopyalamasını istiyordu. Alros içeri gizlice girmeyi ve kopyaları almayı başarmıştı.Ama tam Xealon’a gidecek gemiye binerken tutuklanmıştı.Alros neden tutuklandığını tahmin edebiliyordu. Kütüphaneye izinsiz girmesi Krallık Yasaları’na göre bir bilim insanını bile tutuklatabilecek kadar büyük bir suçtu. Ama izin alması da aylar sürecek bir bürokrasi zinciri demekti ve izin için geçerli bir nedeni olması gerekiyordu. Alros’un vakti yoktu,ve asıl nedeni doğrudan söylediğinde,zaten izin vermek yerine doğrudan hapis cezası verirlerdi. Bir bahane uydursa bile, kısa zamanda yetkilileri ikna edecek bir neden bulmak neredeyse imkansızdı. Thoux’un kendisi başvursa bile ihtimal çok düşüktü.Dolayısıyla kütüphaneye gizlice girmek ve yakalanma riskini göze almak gerekiyordu.

2.

Kütüphane oldukça eski bir yapı oluğu için ve daha önemlisi Krallık’a doğrudan ait olan tüm mülkler kutsal sayıldığı için binada detektör yoktu. Güvenliği aşmak da Alros gibi Rei Xen’de son derece popüler olan birisi için sorun olmamıştı. Rei Xen sokaklarında zeki ve karizmatik Alrosthei Szowre’nin tez çalışmasının Rei Xen’in aylardır içinde bulunduğu karışıklığı çözebileceği konuşuluyordu. Alros’un karizmasına söylentiler de eklenince,güvenlik biriminde çalışan tanıdıklarıyla iş çıkışı içki içerlerken kısa bir konuşma yapması yeterli olmuştu.

Alros, sohbet arasında her zamanki gibi tezi ile konu açıldığında, aklından planı uygulamaya başlamış ve önce, canını çok sıkan bir konu olduğunu söylemişti.


“Doğrusu, tezim çok büyük olasılıkla bir şeyleri değiştirebilir, gidişatı düzeltebilir. Ama birkaç gün önce bazı eksiklikler olduğunu fark ettim.Bu eksiklikler,tezimin etkili bir biçimde tamamlanmasına engel olacak ne yazık ki.”


Arkadaşları Alros’un son derece dertli görünmesi ve neredeyse tamamen dolu içki bardağını bir dikişte bitirmesi üzerine çok meraklanıp üzerine gitmişler,sorunun ne olduğunu anlatmasını istemişlerdi.


“Rei Xen’deki problemlerle ilgili birkaç çözümüm var tezimde. Ama açıkçası içlerinden sadece biri gerçekten etkili olacak. Ne yazık ki burada size anlatamam,biliyorsunuz hem şu gizlilik meseleleri hem de tezimi konferansta açıkladığımda kimsenin haberi olmamasını istiyorum. Anlarsınız.”


Arkadaşları tam anlamasalar da büyük politik oyunlar döndüğünü düşünüp kafa sallamışlardı.


“İşte o en etkili çözümde bir aksaklık var ne yazık ki. Çözümüm henüz yeterince kararlılık göstermiyor.”


Sonra masadakilerin anlamayacağından emin olduğu teknik bir dille problemi açıklıyor gibi konuşmuştu. Masada konudan anlayan biri olsa Alros’un ne kadar saçma sapan şeyler öne sürdüğünü hemen anlardı.


“Yani,sonuçta bu çözümü sunamam bu halde.”


Sonra durup,derin derin düşünüyormuş gibi boşluğa bakmıştı bir süre.


“Tabii o kitaba bir bakabilsem,problem hemen hallolacak ama…”


İç geçirip sustuğunda arkadaşları merakla devam etmesini istemişlerdi. Konu kitapsa, onlar da kütüphanede çalışıyorlardı, ve diğer kütüphanelerde de bir sürü insan tanıyorlardı.Belki bir yardımları olurdu.


“Ama ,yok, nasıl yardım edeceksiniz.Bu dediğim kitabın Krallık’ta tek kopyası var o da Resmi Kütüphane’de. İzin almak için aylar gerekiyor biliyorsunuz. Hem o dar kafalı bürokratları bilirsiniz,izin çıkmayabilir bile. Yok, benim o kadar vaktim yok. Çok yazık.”


Üzgün, ağlamaklı bakışlarını kısaca arkadaşları üzerinde gezdirdi. Arkadaşları yapabilecekleri bir şey olduğunun farkına varmışlardı ancak yardım etmeleri onlar için de Alros için de çok riskliydi.Yine de eğer bu kitap gerçekten bu kadar önemliyse, Rei Xen’deki problemin çözümünde gizli kahramanlar olabileceklerini düşünmek ve sıkıcı hayatlarında torunlarına anlatabilecekleri heyecanlı bir öykü olması fikri onları heyecanlandırmıştı.


Kısa bir tereddütten sonra Alros’un beklediği teklif geldi. Alros önce bu fedakarlığı kabul edemeyeceğini,çok duygulandığını ama bunun çok riskli olduğunu söyleyip reddetti. Bir yandan da arkadaşlarının cesaretini överek onarlı gizliden gizliye cesaretlendiriyor,ısrar etmelerini sağlıyordu. Sonunda zorla ikna olmuş gibi kabul etti. Sorunsuz işleyeceğini düşündükleri bir plan yaptılar.


Alros, akşam banyosundaki aynaya bakarken, gerçekten de dedikleri kadar usta ve karizmatik bir konuşmacı olduğunu düşündü. Vücudunu dikleştirdi, en karizmatik olduğunu düşündüğü yüz şeklini ve duruşu aynada tekrar etti. Sonra durup aynaya gülümsedi:


“Şu anda hiç olmadığın kadar aptal görünüyorsun Alrosthei Szowre!”


Göğsünü kabartmak için tuttuğu nefesini bıraktı ve kendi kendine gülerek ışığı söndürdü.

“Ama işe yarıyor.”


Yatağına giderken hem heyecanlıydı hem de korkuyordu.

Cumartesi, Mayıs 17, 2008

Xealon Günlükleri -- Bölüm: Buospota -- Buluşma (3-4)

3.

Genç kadın Pyxa Jorane’di. Xealon’da bu isim bazılarında huzursuz bir gülümsemeye bazılarında ise açık bir tedirginliğe yol açardı. Choire Akademisi’nde ise bu ismin farklı bir anlamı vardı. Jorane, 19 yaşında Choire Akademisi’nde ekofizik bölümüne kaydolmuş ve klasik matematiğe olan yatkınlığı o zamanlar ileri yerbilimi mühendisliğinde ders veren Thoux tarafından fark edilmişti. Jorane,önceleri zekası ve sıra dışı güzelliğiyle Akademi’de dikkat çekmişti. Bir süre geçince başka bazı huylarıyla da konuşulmaya başladı. Jorane’in ilerleyen aylarda ortaya çıkan asiliği,akademi kurallarını çok fazla umursamayışı ve zaman zaman patlayan agresifliği Thoux’un bir nevi himayesinde olmasından dolayı göz ardı ediliyordu. Jorane bunun farkındaydı,Thoux’un ona sağladığı hareket alanının,bilimsel açıdan önüne sunduğu zenginliğin,yeni bir hayatın, her şeyin…

Jorane’in Thoux için belki de en önemli yönü onu tamamlamasıydı. Jorane her zaman Thoux’un düşüncelerinin varacağı noktayı sezerdi,Thoux ise aynı sebepten dolayı ona her zaman güvenir ve destek çıkardı. Jorane’in akademiye gelene kadar başından geçenleri de yine sadece Thoux biliyordu. Jorane’in bilime olan aşkı geçmişi unutturmamıştı ve etrafında olup bitenleri görmesini engellememişti.

O da en az Thoux kadar devrimin gerekliliğine inanıyordu.

Thoux düşüncelerini ona açtığında ve planlarında önemli bir rol önerdiğinde Jorane hiç düşünmeden kabul etti.

Jorane zamanla kendinden umulandan fazlasını gerçekleştirdi. Thoux’un Xealon’daki maden ağını oluşturma projesinde Jorane Thoux’un sağ kolu oldu. Aynı zamanda yine Thoux’un yakın arkadaşları tarafından geliştirilmeye başlanan ileri iletişim teknolojileri konusunda da eğitim almaya başladı. Bu sistemler, Xealon’un yerin altına 7 kat şeklinde inşa edilen eşsiz maden ağlarında kullanıldı.

Akademideki 10 yılın ardından Krallık’ta çok az kişinin adını duyduğu, içine kapalı Syrnaon klanına doğru geliştirdikleri teknolojiler konusunda eğitim almak için yola çıktı. Jorane’in iletişim teknolojilerini öğrenmek için yeterli alt yapısının olmadığı ve Thoux’un himayesinde olduğu için kayırıldığı konuşuldu Choire’da. Syrnaon’a gitmek için seçilmesinin başka nedenleri olabileceğinden yine de kimse şüphelenmedi.

Jorane’in gelişimi Buospota için çok önemliydi. Buospota’nın kurulmasına kadar Jorane,şifreleme konusundaki bilgisini Syrnaon’da öğrendikleri ile harmanlayarak yeni iletişim sistemleri, uydular ve Thoux’un yerbilimi projeleri için yardımcı araçlar tasarladı. Zaman geçtikçe, tehlikelerle dolu Syrnaon’da kendisini savunmak için silaha ihtiyacı duyduğunda, gizlice edindiği bir lazer bıçağı ve dalga karıştırıcıyı geliştirirken, ister istemez savunma teknolojileri hakkında da fikir edinmek zorunda kaldı. İlk iki yılın sonunda, Syranon’un bilinmeyenlerle dolu iç bölgelerinde araştırmalara gitmeye başlamadan önce silahlanma sürecini de hızlandırmış ve sonunda odasındaki kitaplığın arkasına gizli bir cephanelik eklemek zorunda kalmıştı. Xealon’a dönme zamanı geldiğinde içine kapanık Jorane, çoktan tehlikeli bir ajana dönüşmüştü.

Syranon’da çalışırken klan dışı ile haberleşmesi yasaktı. Ama Thoux ve Jorane, gizli gizli görüşmenin yollarını buldular ve her ay Jorane hazırladığı raporları Thoux’a gönderdi.

Buospota’dan önce Thoux’un takımına güç kazandıracak ve bir enstitü kurabilecek alt yapıyı sağlayacak proje, Xealon’da kurulacak ilk geri dönüşümlü santraller ve enerji depolarının inşasıydı.

Jorane’in ve Thoux’un çalışmaları, maden ağının kendini beslemek için enerji üretmesini sağlayacak devasa devrelerden oluşan santraller yarattı.

Jorane Thoux’un kurduğu Buospota’da çekirdeğin de çekirdeğini oluşturuyordu. Thoux asıl plan için gereken diğer konularla ilgilenirken,Jorane geri kalan her şeyin,enstitünün ve teknolojik ilerlemenin sorumluluğunu almak üzere geri dönmüştü.

4.

Kulrth Jorane’i tanıyordu,hem de çok yakından. Jorane o sıcacık gülüşü ve insanı delip geçen turuncu-kahverengi gözleriyle Kulrth’a 8 yıl önce, Jorane’in Syranon’a doğru yola çıktığı geceyi hatırlattı. Birbirlerine hiç konuşmadan son kez sarılarak veda etmişler,ayrılığı yaşlarından beklenmeyecek bir olgunlukla kabullenmişlerdi. 8 yıl boyunca, kalplerinde açılan boşluğu işlerine daha fazla sarılarak kapatmaya çalışmışlardı. Her ikisi de hala aynı tutkuyla birbirlerine bağlı olsalar da, geçen zaman onlara duygularını gizleyebilmeyi öğretmişti.

Yıllardan sonra o akşam ilk kez birbirlerini gördüklerinde, yine tek bir kelime bile etmeden sarılıp yan yana sandalyelerine oturdular. Sanki hiç ayrılmamışlardı; Jorane akşam akademiden çıkmış ve Kulrth’la buluşmak için her zamanki gibi hana gelmişti.

Oysa ikisi de hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığının farkındaydılar.

Kulrth, diğerleri yemeklerini ısmarlarken hala o geceyi düşünüyordu. Jorane’i bir daha göremeyeceğine kendisini o kadar inandırmıştı ki… Kendisinin Jorane’i bile zorla kabul eden klana gitmesi imkansızdı, Jorane ise oradan ayrılamayacak kadar meşgul olacaktı. Ne kadar süre gittikleri yerde kalacaklarını da bilmiyorlardı. İkisi için de kaçınılmaz bir gerçekti ayrılık. Thoux ise hiçbir şey söylememiş,her zamanki gibi sır dolu sessizliğini korumuştu. Şimdi ise genç çifti izliyordu. Onları ayırmak Thoux için gerçekten çok zor olmuştu,ama üçü de yapılması gerekenin bu olduğunu biliyorlardı. Aslında 8 sene o kadar da uzun bir süre değildi,ama Thoux kimseye söyleyemiyordu Jorane’in dönüş zamanını. Çünkü geçen yıla kadar o da bilmiyordu.

Jorane, sessizce etrafı inceledi. 8 yılda Choire’in bu bölgesinde çok bir şey değişmemişti. En azından, Jorane’in şansına han ve hancı aynı kalmışlardı. Jorane hancıyla göz göze gelince gülümsedi. Hancı anladığını belirten bir işaret yaptı, ve Jorane’in 8 sene öncesine kadar hana her gelişte ısmarladığı içkisini hazırlamaya başladı.

Yemekler gelinceye kadar masada sessizlik hakimdi. Herkes derin düşüncelere dalmış görünüyordu.

Hancının oğlu, gençliğinden beri çekindiği isimlerin tekrar bir araya geldiği masaya elleri titreyerek yaklaştı. Başını kaldırmadan yemekleri ve içkileri masaya bırakıp kaçar gibi masadan uzaklaştı.

Thoux, hancının oğlu geldiğinde, düşüncelerinden sıyrılıp içkisinden bir yudum aldı. Grubu birkaç saniye sessizce süzdükten sonra

“Evet,” dedi. “artık herkes geldiğine göre… Pyxa, Buoques, siz birbirinizi tanıyorsunuz öyle değil mi?”

“Elbette” diye cevap verdi Buoqes.

Jorane gülümsedi. Anlaşabildiği birkaç kişiden biriydi Buoqes,beraber geçirdikleri 2 sene boyunca. İsmini uzun zamandır duymadığını fark etti Jorane. Yakın arkadaşları dışında kimse ona Pyxa demezlerdi,soyadıyla hitap ederlerdi. Syrnaon’da onun asıl ismini kullanan kimse yoktu.

“Seni gördüğüme çok sevindim Buoqes” dedi Jorane. “Ama sürpriz olmadı.Nog’un seni de çağıracağını tahmin etmiştim.”

İçkisinden büyük bir yudum aldı ve neden şaşırmadığını açıklamaya başladı.

“Hepimizin de bildiği gibi Nog, öğrencisi olan sekiz akademi öğrencisini değişik bahanelerle sekiz farklı yere gönderdi. Bunlardan bizim, üçümüzün gittiği yerler son derece kritikti ve sadece biz,bir de sanırım Alrosthei, bu yolculukların gerçek nedenlerini biliyorduk. Burada sizleri görmek beni şaşırtmadı o yüzden.” Durdu, Thoux’a döndü. “Aslında Alros’un da burada olacağını düşünmüştüm.”

Thoux’un yüzü birden asıldı. Bıyıklarında köpükleri yavaşça sildi, ve içkisinin yanındaki kurabiyelerle oynarken alçak bir sesle konuştu.

“Olacaktı,o da gelecekti. Ama ufak bir aksilik oldu. Şimdi bunu halletmeye çalışıyorum.”

Alrosthei Szowre, Kulrth gibi tarihle atılmıştı Akademi hayatına.Ama uzmanlaşmak için politikayı seçmişti. Thoux’la tanışma öyküsü de onun politikaya olan bu ilgisiyle başlıyordu. Thoux, kısa bir süre Akademi’de bilim tarihi ve politika konulu bir ders vermiş, Alros’la da böyle tanışmıştı. Onu Akademi’deki 7 yılından sonra, şu sıralar yaşadığı iç karışıklarla gündemde olan başgezegen Rei Xen’de bulunan Tuscan İletişim Akademisi’ne göndermişti. Kulrth, Rei Xen çalkalanmaya başladığında Alros’a tek kullanımlık minik bir ulak robot göndererek nasıl olduğunu sordu. Gelen cevap ise Alros’un o tipik cevaplarından biriydi:

“İyiyim.”

Kısa ve detaysız. Kulrth başka bir şey sormadığı için Alros da açıklama gereği duymamıştı.

Thoux’un devam etmesini bekliyorlardı, o ise dalıp gitmişti. Kulrth sessizliği bozdu :

“Sorun nedir Thoux? Ciddi bir şey mi?”

Thoux, bakışlarını kaldırmadan cevap verdi:

“E öyle sayılır”.İçkisinden bir yudum aldı. “Tutuklandı.”

Thoux’un son sözleri masaya bomba gibi düştü. Kulrth ayağa fırlamış masanın etrafında söylenerek dolaşmaya başlamıştı. Jorane,eli içki bardağında donup kalmış, endişeli gözlerle Thoux’a bakıyordu. Buoqes ise kendinden beklenmeyecek bir öfkeyle bağırıyordu:

“Saçmalık,bir bilim adamını tutuklayamazlar! Hem de Rei Xen’de,böyle bir zamanda. Neler oluyor Nog? Alros gibi birini,hadi onu geçtim,bir bilim adamını hangi gerekçeyle tutuklayabilirler?”

Thoux şaşkın şaşkın bir Kulrth’e bir Buoqes’a bakıyor ve ağzından tek kelime çıkmıyordu.

“Nog, Xealon aşkına,bir şeyler yapmalıyız. Neler oluyor,söylesene!”

Salondaki herkes dönmüş,bir hızlı adımlarla daireler çizerek yüksek sesle küfürler savuran uzun boylu adama, bir masanın üstünden Thoux’a eğilmiş bağıran genç kadına bakıyor,anlam vermeye çalışıyorlardı.

Thoux sabırla sakinleşmelerini bekledi. Kulrth gelip Thoux’un arkasındaki sütuna yaslandı. Jorane hala aynı bakışla Thoux’u izliyordu.

Grubun beklentilerinin aksine, Thoux kısa ve net iki cümleyle konuyu kapattı:

“Üzerinde çalışıyorum.Yakında hallolur.”

Xealon Günlükleri -- Bölüm: Buospota -- Buluşma (1-2)

Buluşma

1.

Birden bastıran yağmurdan korunmak için pelerinin başlığını geçirdi. Bu tip fırtınalarda tek kişilik jet-motorları çalıştırmamak en iyisiydi,fırtına çalışan aracı açık bir yıldırım hedefi haline getiriyordu.

O da Xealon’a iner inmez en yakın satıcıdan aldığı aracını ,fırtına bastırınca, güvenli olduğunu düşündüğü bir kaya altına park etti. Xealon Choire pisti ile buluşma noktası arasında ondan başka çok az kişinin bildiği kestirme yola çıktı. Elbette yol artık kestirme değildi. Geç kalacaktı. “Madenleri sonra da ziyaret edebilirdim.” diye kendine kızdı. Ama yapacak bir şey yoktu artık. Birden bastıran fırtınaya eski Ghumasz adetlerinden kalma bir küfür yolladıktan sonra yürümeye başladı.

2.

Nogul Thoux resmen açılışı dört gün sonra yapılacak enstitüye en yakın mesafedeki hanın yemek salonunda,eski dostu Hawszon Kulrth’la derin bir sohbete dalmıştı. Kulrth ve Thoux ilk bakışta birbirlerinden oldukça farklıydılar .Kulrth’in siyah uzun saçları ve gri gözleri yüzüne bilge bir anlam katıyordu. Yüzünü neredeyse tamamen saran sakalı ise onu olduğundan yaşlı gösteriyordu. Kulrth’in birlikte çalıştığı diğer bilim adamları ile arasındaki yaş farkını gizlemek için sakal bıraktığı söylense de ortalama 170-180 yıllık Ghumasz ömrü düşünüldüğünde gençliğini gizlemek için sakaldan fazlası gerekirdi. Çünkü Kulrth, Buospota’nın getirdiği Yeni Düzen’deki rolüyle tarihe geçmeden çok önce Goaxie Sistemler Akademisi’ne kabul edilen en genç bilim adamı olarak bilim tarihine adını yazdırmıştı. Thoux ise dağınık kır saçları, bembeyaz sakalı ve esmer teninin üzerinde cam gibi parlayan açık mavi gözleri ile hınzır bir büyücüye benziyordu. Kulrth’e göre Krallık’taki en parlak beyin ve en iyi öğretmendi Thoux. Onu sadece uzaktan gören diğerlerine göre ise çok çalışmaktan erken yaşlanmış görünen zararsız bir deli.

Her ne kadar birbirlerinden farklı görünseler de bu iki adam enstitüye konulacak isme sıra geldiğinde aynı ismi önerecek kadar da birbirlerine benziyorlardı. Eski Ghumasz dilinde Buospota, bir çiçek ismiydi aslında. Göçmen Ghumasz’ların atalarının uzun bir süre boyunca yaşadıkları düşünülen ama nerede olduğunu hiç kimsenin bilmediği Khumna gezegeninde her yerde bu güzel çiçeğe rastlanabileceği söylenirdi.Çiçeğin en büyük özelliklerinden biri pigmentlerinin flurosan özelliği nedeniyle karanlıkta etrafına hafif bir ışık yayıyor gibi gözükmesiydi. Diğeri ise,çok çabuk yayılmasıydı. Bir tane Buospota iki yüz metrekarelik bir alana bir hafta içinde yayılabilirdi. Yayıldığı alan,yüzlerce Buospota’nın saçtığı ışık ve eşsiz kokuyla kökten değişirdi. Karanlığı değiştiren bir çiçekti Buospota.

***

Thoux,gidişinden 7 sene sonra gönderdiği mektupta Kulrth’e Goaxie’de ne kadar daha kalması gerektiğini soruyordu. Kulrth,araştırmasının sonuçlarını yazıyordu o sıralar. Bir sene içerisinde,belki de daha önce bitireceğini söylemişti. 6 ay içinde makalesini tamamlayıp Xealon’a geldi. Choire’da kurulacak enstitüye en yakın hana yerleşti. Geldiğinden beri geçen iki haftada günlerini Thoux ile hanın bahçesinde heyecanlı tartışmalara dalarak geçiriyordu.

Fırtınanın bastırmasından önce Thoux ile Kulrth,hanın bahçesinde,Thoux’un en sevdiği hora ağacının altında enstitünün çekirdeğini oluşturacak komite üzerinde konuşuyorlardı. Enstitü Krallık’ın uzun zamandır ihtiyacını duyduğu teknoloji üssü olacaktı.Ama sadece birkaç kişinin bildiği başka bir yönü daha vardı enstitünün. Şimdilik Thoux ve öğrencileri arasında korunan bir sırdı bu. Thoux güvendiği isimleri, ihtiyaç duyacakları tüm bilgileri edinmeleri için çeşitli yerlerde görevlendirmiş ve böylece onlarla enstitü üzerinde , Krallık ajanlarının dikkatini çekmeden çalışmaya başlamıştı.

İkili yıllar önce olduğu gibi koyu bir sohbete dalmışlarken,önce hava birden karardı.Aniden bastıran sağanaktan kaçmak için içeriye koştular.Thoux girenleri görebileceği bir masa seçti. Yerlerine yerleştiklerinde konuşmaları hiç bölünmemiş gibi devam ettiler.

İkili enstitünün temeline inşa edilecek gizli bir odanın planı üzerinde çalışırken, uzun boylu ve alımlı genç bir kadın yağmurdan sırılsıklam olmuş gür siyah saçlarını savurarak içeri girdi. Etrafına hızlıca göz attıktan sonra Thoux’un oturduğu masayı gördü. Hızlı adımlarla masaya doğru yürürken yeşil gözleri sevinçle parlıyordu.

“Nog,nihayet…”

Thoux sesin sahibini gördüğünde ayağa fırladı. Kulrth ise şaşkınlıkla baba-kız edasıyla sarılan ikiliye bakıyor ve Thoux’un bir kızı olup olmadığını,varsa kendisine nasıl olup da hiç benzemediğini soruyordu. Genç kadın ona döndüğünde şaşkınlıktan selam vermeyi unuttuğunu fark etti. Ağır ağır yerinden kalktı ve görünüşünden beklenmeyecek bir zerafetle genç kadının elini tuttu ve öptü.

“Ben Hawszon Kulrth.Tanıştığıma memnun oldum ”

“Hawszon Kulrth? Şu ünlü tarihçi mi? Ah ben de tanıştığıma çok memnun oldum,gerçekten.Aslında eğer vaktiniz varsa,size Xealon hakkında yeni öğrendiğim bazı şeyleri danışmak isterim. Ah harika, harika. Biliyor muydunuz…”

Thoux babacan bir gülümsemeyle lafa karıştı:

“Hawszon, uzun bir süre bizimle kalacak,merak etme. ”

Sonra Kulrth’e döndü,

“Ve bu genç bayan da Buospota’nın çekirdeğini oluşturacak dört isimden biri Haw, Buoques Gromsz. Kendisi sistemdeki en iyi ekofizikçilerden biridir. Özellikle Krallık biosferi ve gezegenlerdeki madenlerin binlerce yıllık oluşum süreçleri konusunda uzmandır.”

Buoqes’un beyaz yüzü pembeleşti:

“Heyecandan kendimi tanıtmayı unuttum,özür dilerim.”

“A,hiç önemli değil. Ama lütfen oturun, yorgun görünüyorsunuz.”

Buoqes’un Thoux’un kızı olmadığı ortadaydı,ve Kulrth buna sevindiğini fark etti. Hemen yüzüne ciddi bir ifade takınıp düşüncelerini başka yöne kaydırmaya çalıştı.

Buoqes, Thoux’un yanındaki sandalyeye yerleşirken saçlarının aksine kupkuru olan pelerinini çıkardı.

“Biraz yoruldum,evet. Aslında dün geldim Choire’a.Ama burada Nog’un “isteği” üzerine kurulan Koruma Parkı’nı ziyaret ettim.Öyle büyük,öyle zengin bir park ki… Dolaşırken zamanı unutmuşum,geç kaldım o yüzden.”

“Yok yok,endişelenme geç kalmadın. Hala bir eksiğimiz var zaten.”

Thoux’un yüzünde hınzır bir gülümseme belirdi.

“Onun pistin çok yakınında,yeni açtığımız şu,sadece robotların çalıştığı madenleri görünce dayanamayacağını biliyordum. O yüzden buluşma saatimizi iki saat öncesi olarak söylemiştim.”

Yavaşça arkasına yaslandı.

“Neredeyse gelir.”

Tam bu sırada hanın kapısında pelerinin içinde kaybolmuş genç bir kadın belirdi. Başlığını çıkarttığında omzuna dökülen turuncu dalgalı saçları,bir anda alev almış gibi göründü handakilerde. Şaşkınlığın yerini bir sessizlik ve ardından da derin bir mırıldanma aldı. Handakiler uzun süredir bu yüzü görmemişlerdi.

Thoux, herkesin nereye baktığını anlamak için kafasını çevirdiğinde genç kadınla göz göze geldi.

“Hatta geldi bile.”

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails