Olasılık hesaplarımız
Bir yerlere varabilseydi,
Dönüm noktalarımdan geçen çizgiler çizmek isterdim.
Sormak isterdim bir de,
Niye her seferinde
Monotonluğa karşı çıkışımı yanlış anladığını.

Ama bir cevap yok.
Herkesin de gayet iyi bildiği gibi,
Bu yeri tanımlamaktan aciz olasılık teorisi.
Şimdi tek sahip olduğum
Kağıtlardan ve kitaplardan oluşan bir dağ.
Üstlerindeki her bir nokta bir göz,
İçimde vızıldayıp duran sineklerin gözleri.
Melodilerle tatlandırılmış bu kağıt yığını
“Olduğu kadar” derdi,
Eğer konuşabilseydi.
Ama ne yazık ki,
Herkesin de gayet iyi bildiği gibi,
Kağıtlar ölü ağaçlardır ve
Konuşamazlar.
Ben de bunun yerine,
Konuşuyorum başka bir benle.
Biraz dumanlı ve biraz kuşkucu.
Belki biraz da dalgacı ve hafif.
Her neyse, kime ne zararı var ki?
Aslında fena olmazdı
Bir gizli gülüşü daha paylaşmak.
Ama Melvin boğulduğu suya
Yeni bir tarif istememişti.
Ben de aynen paylaştığımız sırlara.
Ben böyle iyiyim.
Herkesin de gayet iyi bildiği gibi,
Melvin normal değildi,
Ben de değilim.
Soru işaretleriyle fazla samimi olunca,
Üç noktalara doğru yola koyuldum.
Dedilerdi ki keşkeler sankilere döner orada.
Telefonumu da kapattım.
Arama. Sanki arayacakmışsın gibi.
Sadece bil diye, ben buradan ayrıldım,
Orion dolaylarında bir yere doğru.
Zaten orada telefon da çekmiyor.
Hiç deneme bile.
Herkesin de gayet iyi bildiği gibi,
Dumanlı keyiflerimi
Herhangi bir eril organizmaya tercih ederim.
Hadi ama şimdi,
Sakin ol, rahatla.
Ben sana bakmıyorum,
Baksam da görmüyorum.
Ne istersen yap,
Çok düşünme.
Hatta hiç düşünme.
Hem zaten,
Herkesin de gayet iyi bildiği gibi,
Ben hiçbir zaman öngörülemedim.