Sayfalar

Salı, Ekim 12, 2010

Cok yakinda, takipcilerin secimiyle...

Blogumla epeydir ilgilenemedim, ama onumdeki iki hafta boyunca en azindan iki-uc farkli yazi hazirlamayi dusunuyorum. Bunlardan biri gezi yazisi olacak: Fareli Koyun Kavalcisi'nin gectigi yer olan Hameln'le ilgili gezi notlarimi (birkac fotograf ve bir video ile) paylasacagim.

Ardindan artik haftalik olarak yapmayi planladigim bir kose gelecek : "Editorce"... Ilk seferlik iki tane yaziyi ardarda yayinlayacagim. Bu kosede yapmak istedigim unlu bilim dergilerinin editor yazilarinda cikan konulari kisaca ozetlemek ve tartismak. Bu iki haftanin yazilarindan ilki, birkac ay once Nature Neuroscience isimli bilim dergisinin editor yazisini ("Bir model organizma olarak universite ogrencisi (University student as a model organism (doi:10.1038/nn0510-521))" ) hem dunya hem de Turkiye bazinda burada tartismayi dusunuyorum.... Isminden de anlasildigi gibi cok eglenceli bir editor yazisi, o yuzden burada yazacagim yazi da buyuk olasilikla oyle olacak.

Ikinci yazi konusunda ise birkac secenek var...
Bu siteye duzenli olarak gelip bakanlardan ya da arada bir de olsa ugrayip gorusunu belirtmek isteyenlerden ricam gormek istedikleri konuyu asagidan secip numarasini yorum olarak yazmalari....


1) Ac bir dunyayi nasil besleyebiliriz? (How to feed a hungry world? Nature, Temmuz 2010, doi:10.1038/466531a. Usutnde cok fazla yorum yapmaya gerek yok. Acilen cozulmesi gereken sorunlarin belki de basinda gelen bu konuyla ilgili bir yazi oldukca ilginc olabilir.Turkiye'nin populasyon artisindaki kontrolsuzlugu (Erdogan'in bir basbakana yakismayan bir bilincsizlikle en az 3 cocuk onermesi gibi), verimli topraklarda dusuk degerli besinlerle ve yoksullukla mucadele konusunda simdiki ve onceki hukumetlerin eylemsizligi kadar bilimsel acidan da ele alinmasi gereken, bilimadamlarinin onemli sorumluluklarindan biri olan bir konu. Ister istemez biraz da siyasi bir yazi olur sanirim.)

2) Benzinin otesinde (Beyond Petroleum? Science, Agustos 2010, DOI: 10.1126/science.1194561. BP'nin yarattigi cagin en buyuk cevre felaketinden ve BP'nin bu felaketten once ortaya attigi "Beyond Petroleum" sloganindan yola cikan yazida alternatif enerjiye yonelimin gerekliliginden ve neler yapilabileceginden bahsediliyor. Turkiye alternatif enerjiler soz konusu oldugunda Dunya'daki en verimli bolgelerden biri. Bu konunun da ilginc olabileceigni dusunuyorum.)

3) Bilim standardlarini yeniden belirlemek... (Reframing Science standards, Science,DOI: 10.1126/science.1195444. Bu konu ayni zamanda bilim egitimiyle ilgili Amerika'da yapilmasi istenen degisiklikleri de ele aliyor. Benim yazimda da tabii ki Turkiye'deki sistem ve karsilastirmalar olacak.)

4) Cevrilen* ekoloji (Translational Ecology (burada fikri eyleme dokulmesi seklinde bir cevrimin yanisira genetikte protein sentezi sirasinda genlerin okunmasi ve aminoasitlerin siralanmasi anlamina gelen translation'a da gonderme yapildigi icin tam ceviremedim.)Science,Agustos 2010.DOI: 10.1126/science.1195624)

5) Yukselen Almanya (Germany rising. Nature,Eylul 2010. Bilim dunyasinda tekrar yukselise gecerek 2.Dunya savasi oncesindeki konumunu yakalamak uzere olan Almanya ve bunun nasil basarildigi, Turkiye'de bu tip bir girisim icin neler gerektigi, neler yapilabilecegi uzerine bir yazi dusunuyorum.)

Daha fazla vakit gerektirecek ama kesinlikle yazacagim bir diger yazi da, yine yapmayi dusundugum bir diger kose icin olacak. Bu kosede de en guncel ve en onemli bilimsel gelismeler hakkinda yazacagim. Ilk yazi, bilimadami (yada daha cok CEO) Craig Venter ve grubunun yapay bir genomla olusturduklari bakteri, ve ardindan gelen yapay yasam tartismalari ve Venter'in genetikte kullanilan pekcok teknigin patentini alarak kontrol sahibi olmaya yada daha dogrusu 'monopoly" yaratmaya calistigi iddialari uzerine.

Yorumlarinizi bekliyorum

Sevgi ve isikla kalin.

Cuma, Eylül 10, 2010

Ask'i dansetmek...

Bu kadar estetik, bu kadar güçlü, bu kadar yoğun.... Fırtınalı bir aşkın bir dansla daha önce bu kadar güzel anlatılabildiğini zannetmiyorum.

Dans kadar dansçıların makyajı ve mimikleri de mükemmel...

Akrobasi de yanında hediyesi...

İyi seyirler...




Salı, Eylül 07, 2010

Tek Sayfalık


Bir delik var içimde,

Sanki bir delgeçle delinmişim.


Beklerken başlamasını müziğin

Hayatımın arka planında,

Yanımda belki bir dost,

Elimde belki bir sigara,

Bir öyküde belki yan karakterleriz,

Sokak çalgıcılarını kıskanmışım.


Sanki bir mecburiyetmiş gibi eklenmek

Öyküsüne bir diğerinin,

Rüzgarla sürüklenip gelmiş

Bir kağıt parçası olan benin

Anlaşılamamış üstünde ne yazdığı.

İlk uygun yere iliştirilmişim.


Eklemeyin, belki sakıncalıyım.

Zaten çoktan delik deşiğim.

Hatta belki zehirliyim de.

Belki karıştı mürekkebim mürekkeplerine

Diğer öykülerin.


Boşverin, kim nereye uyarmış.

Kim neymiş, ne değilmiş.

Bazen savrulmalı rüzgarda.

Ve bazen bulunan her sayfa

Kopmamıştır ki bir kitaptan.


Bazen anlatılanın ana fikri

Tek bir satırındadır.

Bazen tüm öykü

Tek sayfalıktır.

Cumartesi, Eylül 04, 2010

Bir kitap bir video....

Bir filmin ya da bir kitabın arkasından yorum yazmak istiyorsanız düşüncelerinizin biraz soğumasını beklemeniz genellikle daha iyidir.

Ama bu sefer çok beklemeye gerek yok sanırım... Hatta bahsedeceğm kitabı bitirip derin bir nefes alalı daha beş dakika bile olmamışken...

Ejderha Dövmeli Kız... Yeni bir kitap değil, aylardır önümde duruyordu, nedense içimden gelmedi kapağını açıp okumaya başlamak... İki gün önce gece vakti elime aldım ve bir anda içine çekildim.

Devamını kesinlikle okuyacağım. Ama ilki için şunu söyleyebilirim: Son zamanlarda bu kadar iyi bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. İçiçe girmiş, birbiriyle alakalı ya da alakasız (yanlış saymadıysam) dört öykü, bugüne kadar belki de en fazla ısındığım kadın karakter... Idealler üzerine, politika ve ekonomi üzerine alttan alta gelen eleşitiriler ve çok sıkı, mükemmel dokunmuş bir polisiye kurgu... Bazı bölümlerde heyecandan kitabın kapağını kısa süreli kapatıp, kendi kendime konuştuğumu itiraf ediyorum! (Tamam, bu biraz benim kaçıklığımdan da olabilir.)

Çok şey söylemeyeceğim. Mutlaka okunmalı. Bestseller olmuş, boşuna değil.

Bir de geçen günlerde öğrendiğime göre bir filmi var (Bayağı geç öğrenmişim, farkındayım). Onu da merak ettim. Sanırım yarın da onu izleyeceğim (Birşeyi sevince peşini bırakamayanlardanım, ne yaparsınız.)

Bir dipnot yazmadan geçemeyeceğim. Kitabı okumayanlar burayı atlayabilirler. Son sayfaya kadar kendimi tuttum, ama son sayfada erkeklere çok sağlam küfrettim. Hala da ediyorum. Nedeni çok mantıklı durmasa da... Galiba kitabın içine düşüp karakterlere çok bağlanıyorum...

İkinci olarak da... Bir süredir buradan yaptığıma devam ediyorum, yeni bir klip ekliyorum. Youtube hala sorunlu Türkiye' de biliyorum ama eminim herkes artık bir yolunu bulmuştur...

(aslini kaldirmislar akustigiyle degistirmek durumunda kaldim :( )




Sevgi ve ışıkla...

Cuma, Eylül 03, 2010

Ironi...

Ice dokunan hafif bir melodi, harika sozler ve... cok eglenceli bir video...

Sabah almam gereken gulumseme dozunu bana verdi.

(House sezon 5 bölüm 14 - final)

Çarşamba, Eylül 01, 2010

Pete Yorn -Lose you....

House sever misiniz?
Bir dostum araciligiyla kesfettim Pete Yorn'un bu muhtesem sarkisini... Bir House bölümünün finalindeki sarkiydi...
KAybediyoruz... Eksiliyoruz... Yeniden yesermek, yeniden cogalmak icin belki... Belki de oyle bir sey hic yok... Kimbilir...

(House,M.D. 5.sezon 20.bölüm)

Salı, Ağustos 31, 2010

Sir

Basini kaldirip duvardaki saate bakti: 04.33. Tam bes saattir yatakta donup duruyor, kogusundaki hiriltilari dinliyordu. Asagi yukari her gece sayiklama aliskanligi olanlar da vardi, pencereleri titretecek kadar yuksek perdeden horlayan da. Ama alismislardi birbirlerine, hic kimse birbirine aldirmadan uyuyordu.

Son bir haftadir uyumayan tek kisi oydu.

O her gece sesleri dinliyor, karanlik dvuarlara, pencereden yansiyan ay isiginin duvarlarda yarattigi beyaz perdenin ustunde sessiz bir filmin kahramanlari gibi hareket eden golgelere bakiyordu.

Uyuyamiyordu. Safak sokene dek.

Gun dogunca uyursa tembellik ediyormus gibi gelirdi.  "O halde" diye dusundu, "cekinmeme de gerek yok". Herkes gecenin karanliginda gordukleri aydinlik, rengarenk ruyalardan sonra taze taze yataklarindan kalkarken o kendisini anneannesinin balkonuna serdigi biberler gibi hissediyordu. Gun isigi vurdukca kuruyordu.

"Doktorla konusayim bi" dedi. Ama vazgecti hemen. Konussa ne ediyecekti. "Saat 5 sularindan on kapiya cikarsaniz bir kiz cocugu goreceksiniz. Eskiden konakmis ya burasi, o kiz hizmetcinin kiziymis. gunduz bahcedekki o guzelim havuza girmelerine izin vermezlermis. O da geceleri girermis, ay isiginda. Bi gece ay gitmis, o de gorememeis havuza giderken bastigi yeri. Ayagi kaymis dusmus, kafasini havuzun basindaki aslan heykelinin pencesine vurmus. Sabah annesi bulmus onu, o annesiyle konusmaya calismis ama annesi duymamis. "Kizim uyan, canim kizim uyan, terketme beni" deyip durmus. Kiz neden boyle dedigini anlamamis annesinin... Onunla konusuyormus cunku, uyanikmis zaten. Ayaga kalkinca anlamis annesinin niye agladigini.... Kendi cesedini gorunce anlamis. Cok feci."

Evet, boyle diyecekti derse. Sonra ona ilaclar verip uyutacaklardi. Ayri bir odaya alacaklardi ustelik. O kogusu seviyordu. Kogusun sesini, insan kokusunu seviyordu. Varsin uyutmasindi kiz cocugu. Ona da alisirdi yakinda, ya da kiz belki uyumasi gerektigini anlar, susardi.

Daha once digerlerinde oldugu gibi....

*********

Guzel, alimli bir kadindi. Ona gozunun ucuyla bakanlar bile hemen etkilenirlerdi. Cok degil birkac ay oncesine kadar ne kadar coktu etrafinda isiga cekilen pervaneler gibi donup duranlar.

O yakiyordu hepsini, kavuruyordu. O aldatici beyaz isiklarin, ustlerine konan pervaneleri kavurdugu gibi...

Simdi ise yakinina gelip gozlerinin icine bakmak yeterli olurdu niey burada oldugunu anlamak icin. Gozler, zaten bir tek gozler,, iceridekilerin disariya uzattiklari koprulerdi. O kopruler korkutuyordu bazen diger insanlari. Belki de o koprulerden uzanan ellerin coklugu korkutuyordu onlari. Bilmiyordu. Ama iste, sonucta buradaydi.

Her sabah bir saatten fazla ipeksi gur saclarini tarardi. Agir agir. Simsiyah saclari bembeyaz yuzune dusunce eski Turk filmlerindeki gibi bir guzellik cikardi ortaya.

O guzellik sessizdi. Sir pek konusmazdi. Cunku sesi yoktu aslinda, sesi bir hiriltidan ibaretti. Pekcok doktorlarindan biri "Sadece isteksizlik" demisti, "Konussa da konusmasa da bir onun icin. Ugrasmiyor konusmaya. Ses tellerinde bir sorun yok." Yine de birsey soylemesi gerekirse, hiriltilarina anlayan anliyordu. Konusmak yerine yaptigi tek sey kibar mimiklerdi. Gulumseme, bir bakis belki... Gunleri sessiz sessiz, kogusu ile bahcedeki gullerin yaninda, havuza bakan bankta geciyordu.

"Filozof bu" derdi eskiden arkadaslari ona. Gercekten oldugu icin degil, hic konusmayan bir felsefe ogrencisi oldugu icin. Yillari Sokrates'in, Eflatun'un ardinda, Kant uzerine kafa yorarak gecmisti. Universite yillari. Felsefe bolumunu birincilikle bitirecekti eger ...

Herkes herkes konusuyordu. Herkes. Kafasinin icinde donup duran sesler... "Sans" dedi biri. "Cok izin veriyorsun bunlarin konusmasina" diye sikayet etti digeri. "Sana ne bilmem kim ne demis, ne dusunmus. Otursaydin evinde edebinle, coluk cocuga karismistin, ailen olmustu simdiye. Universiteye gittin de ne oldu, basin goge mi erdi yani?" dedi baskasi. "Sallama onu... Tas devrinde kalmis o, bosver. Sen tadini cikardin mi hayatininin bugune kadar? O onemli." dedi capkin capkin goz kirpan bir digeri. Hepsini sadece dinleyen ise "Aciktim" dedi. Kalkti, konaga girdi, yemek saatiydi.

**********

Havuzun kenarinda diz cokmus, yansimasina bakiyordu. Eliyle yansimanin burnuna degdi, yuzu dagildi suyun ustunde.

Kalkip dolasmaya baasladi.

"Burasi rahat" dedi hafif bir hiriltiyla. "Kalabalik degil burasi... rahat."

Her zamanki bankina oturdu. "Rahat ama ne zaman gelecek bilmiyorum ki." dedi icinden. "Hayat boyle gecmez. Cok sikildim burada." Bir telefon etsem diye dusundu. Yine de epey bir oturdu, havuzu seyretti. Sonra kalkti, merdivenlere yurudu. Uzun beyaz parmaklari zarifce kavradi trabzani.

Ve durdu.

Merdivenlere hayatinda hic merdiven gormemis gibi bakiyordu. Basini kaldirip kocaman tahta kapiya korkuyla bakti. Dehset icinde hizla arkasini dondu, basi uguldamaya baslamisti, bahceye bakti, bahcede yavas yavas ona donen yuzlere... Telasla bir saga bir sola bakiyordu anlamayan gozlerle. Siki siki yapisti trabzanlara.

Bogazindan yukselen en yuksek hiriltiyla bir ciglik atti. "Nerdeyim ben? Nerdeyim ben? Halil nerede? Beni alacakti, nasil bulacak beni? Halil nerede? Gelsin beni alsin. Halil..."

********

Gozunu acti. Doktor yanindaki hemsireler bembeyaz yuzlerle ona bakiyordu. Ellerinde ayaklarinda bir agirlik hissetti. Tutuyor olmaliydilar. Burnuna taptaze cicek koulari geliyordu. Bahcedeydi.

Sonra hatirladi...

Merdivenleri taniyamamisti once. Bu eski konagin bahcesi birden ona yabanci gelmisti. Birden birbirinden kopuk anilar ususmustu yine. Nerede oldugunu hatirlayamamis olmaliydi. Neden burada oldugunu...

Merdivene cokmustu demek... Bugulanan gozlerinden artik birsey goremiyordu. Aklindan hep sorular geciyordu birbiri ardina. Sonra Halil ellerinden tutuyordu. "Cok okudun bugun, artik yeter". Icini isitiyordu gulumseyisi. Sonra birden hersey karariyordu, kulaklari sagir eden bir ugultu, hersey ters yuz oluyordu sanki bir anda. Halil gidiyordu, sevdigi herkes hersey gidiyordu. Ona silik siluetler halinde donmek uzere gidiyorlardi. Bir tek Halil donmuyordu. Sonsuza dek donmemek uzere gidiyordu Halil.

Titredigini hatirliyordu bunlari dusunurken. Akordiyon gibi katlanmis 7 katli binanin enkazindan onu ilk cikardiklari zamanki gibi titredigini. Sonrasi cok hizli geciyordu gozlerinin onunden, siren sesleri, cigliklar, hastane gunleri.... Halil gitti diyorlardi ona, Halil yok. Kimsen yok artik... sonra Istanbul... bu konak.

Onun ebedi hapishanesi...

Agladigini hatirliyordu merdivenlere cokerken.... Merdivenlerden kosarak inen doktorun ayak seslerini duydugunu hatirliyordu. Tam o sirada dizlerinin dibinde yeniden beliriyordu kucuk kiz.... ve digerleri... bazilarin yuzleri ustleri toz icinde, kan icinde... "Git basimdan" diye bagirmisti, "Hepiniz... hepiniz gidin!!". Sonrasi karanlik. Bayilmis olmaliydi....

Basini kaldirdi. Doktoru endiseyle gozlerinin icine bakiyordu. Geldiginden beri hic konusmayan, bir hayalet gibi dolanmaktan baska birsey yapmamis olan Sir ilk defa boyle bir kriz geciriyordu. Doktor elini uzatti, genc kadinin saclarini oksadi yavasca. "Iyi misin simdi? Seni yukari cikaralim mi?"... Genc kadin bos gozlerle doktora bakti, hafif bir hirilti dokuldu dudaklarindan : "Evet, gecti."

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails